Kurtaran saat nerede?

Atatürk’ün hayatını kurtaran saat şimdi nerede?

Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale cephesinde bulunduğu sırada, savaşın şiddetli anlarında onu ölümden bir saat kurtarmıştı. Göğsüne isabet eden şarapnel parçası cebinde bulunan saate isabet etmiş ve mucizevi bir şekilde bu olaydan yara almadan kurtulmuştu. Ancak Atatürk’ü kurtaran o saatin şu anki akıbeti meçhul. Çeşitli müzelerde Atatürk’e ait birçok eşya sergilenirken, sergilenenler arasında o saat bulunmuyor. İşte Mustafa Kemal Atatürk’ü kurtaran o saatin ilginç hikayesi…

Mustafa Kemal Atatürk, Ruşen Eşref (Ünaydın) ile 1918 yılında yaptığı röportajda Çanakkale Muharebeleri Conkbayırı Cephesi’nde 9-10 Ağustos 1915 günlerinde yaşananları şöyle anlatıyor: “Muharebe meydanında cereyan eden hali temaşa ederken bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafına çarptı. Cebimde bulunan saati parça parça etti. Vücuduma nüfuz edemedi. Yalnız kalınca, derin bir kan lekesi bıraktı. Bu saat enkazını bilâhare, bugünün hatırası olmak üzere, Liman (Von Sanders) Paşa’ya verdim. O da aile asalet armasını hâvi, kendi saatini bana verdi.”

250 BİN FRANGA ALALIM
Atatürk’ün hayatını kurtaran saatle ilgili sağlığı boyunca kamuoyunda bilinen bir gelişme yaşanmıyor. Ancak Ulu Önder’in ölümünden kısa bir süre sonra saatin akıbetiyle ilgili haberler çıkıyor. Son Posta gazetesinin, 16 Ocak 1939 tarihli nüshasında, “Çanakkale’de Atatürk’ün hayatını kurtaran saatini, bir saat fabrikası 250 bin franga almak istiyor. İsviçre’deki maruf saat fabrikası, İzmir’deki mümessiline gönderdiği bir telgrafnamede, Conkbayırı’nda Atatürk’ün hayatını kurtaran saatin aslının veya fotoğrafının kimde bulunduğunu bildirene 1000 İsviçre Frankı vereceğini, saati de 250 bin franga satın alacağını bildirmiştir” haberi yayınlanıyor. Daha sonra çıkan haberlerde de bu saat firmasının Omega olduğu yazılıyor.

ÇALINDI MI SATILDI MI?​
Conkbayırı’nda iki komutan arasında saatlerin değişimine de şahitlik eden Çanakkale muharebeleri komutanlarından Albay Haydar Mehmet Alganer, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Münih Konsolosluğu görevindeyken görüştüğü General Sanders’in saati çok kıymetli bir hatıra olarak sakladığını aktarıyor. Yine Alganer’in anlatımlarına göre, Çanakkale Cephesi Komutanı Alman General Sanders’in 1929 yılında ölümünden sonra Türk hükümeti saati eşinden alıp müzeye koyma talebinde bulunuyor. Ancak Sanders’in eşi, “Saatin Paşa’nın ölümünden sonra eve giren hırsızlarca çalındığı” yanıtını veriyor. 1933-34 yıllarında Milli Eğitim Bakanı olan Yusuf Hikmet Bayur ise saatin Liman Von Sanders’in ölümünden sonra ailesinden istendiğini ama gelen cevapta, saatin diğer vitrin eşyalarıyla birlikte satıldığının ve nerede bulunduğunun bilinmediğinin bildirildiğini aktarıyor.

ALMANYA’DAN BİR İHBAR
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Dr. Mithat Atabay, Atatürk’ün hayatını kurtaran saatin bilimsel çalışmayla izini sürerek genişçe bir makale yazdı. Atabay, o çalışma sırasında ilginç anekdotlara ulaştı:

1939 yılı şubat ayında Prof. Ludwig Bairer isimli bir rahip Berlin’deki Türk Büyükelçiliği’ne başvurarak, bir İsviçre saat fabrikasının Atatürk’ün hayatını kurtaran saatin yerini bildirene ödül vereceğini Alman gazetelerinde okuduğunu ve saatin nerede olduğunu bildiğini haber verdi. Rahip, saatin zemberek kapağında Türkçe bir kelime kazınmış olduğunu ve Sanders tarafından bir Alman subaya hediye edildiğini söyledi. Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Hamdi Arpağ durumu Dışişleri Bakanı Şükrü Saracoğlu’na bildirdi. Saraçoğlu da 21 Mart 1939 tarih 33542/108 sayılı yazı ile Başbakanlığa müracaat etti. Saraçoğlu yazısında saati tanıyabilecek kişilerin kimler olduğunun araştırılmasını istedi. Atatürk’ün hayatını kurtaran saat olması halinde nasıl bir işlem yapılacağını da sordu. Başbakanlığın 27 Mart 1939 tarih 1469 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı’na yazdığı yazıda, “Keyfiyetin tetkik ile bu saatin mübayası hakkındaki mütalaalarının ve satın alınması istenirse karşılığının vekaletinizce temininin mümkün olup olamayacağının bildirilmesi” istendi.

Mithat Atabay’a göre Milli Eğitim Bakanlığı’nın ne cevap verdiği bilinmiyor. Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı arasında yazışmalar ve saati tanıyanların araştırması sürerken, İkinci Dünya Savaşı patlak verdi ve ihbarı yapan rahiple bir daha temas kurulamadı. (Hürriyet)

Kurtaran saat nerede?” için bir yorum

  1. GİRİŞ20.03.2017 07:43
    GÜNCELLEME21.03.2017 07:07

    Türkiye’de Bir saat efsanesidir sürer gider. Atatürk’ün hayatını Çanakkale’de bir köstekli saat kurtarmıştır. Herkes bilir ve dilden dile gezdirir. Ama kimse bu saatin nerede olduğunu merak etmez. Sahi Atatürk’ün hayatını kurtaran bu saat nerede?

    Hadi sözü paşa’ya verelim bu hadiseyi kendisi anlatsın;
    “10 ağustos 1915. Conkbayırı’nı almak ve bütün boğaza hâkim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzereydi. 8. Tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım. ‘Mutlaka düşmanı mağlup edeceğinize inanıyorum, ancak siz acele etmeyin, evvela ben ileri gideyim, size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız.
    Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın tarzında olacaktı. Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 20-30 m. yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı’nda çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 04.30’da kıyametler kopmuştu. İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı. Allah Allah sesleri bütün cephelerde, karanlıkta gökleri yırtıyordu…

    Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hâkim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor, her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım, elimi göğsüme götürdüm, kan akmıyordu. Olayı Yarbay Servet beyden başka kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması bütün cephelerde panik yaratabilirdi.

    Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yalnız bu şarapnel vücudumda, kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı. Aynı gün gece, yani 10 ağustos günü, beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan saatimi ordu komutanı Liman von Sanders’e hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış, heyecanlanmıştı. Kendileri de altın cep saatini bana hediye ettiler.

    Yani bu konuda tek şahit kendisi ve sus dediği askeri Yarbay Servet Bey. Servet Bey bu konu ile ilgili öyle susmuş ki hayat boyu bu konuda tek kelime etmemiş. Yani tek şahidimiz paşanın yine kendisi. Ama bu konuda en ufak bir belge ya da görgü şahidi yoktur. Düşünün komutan tam göğsünden vuruluyor. Üstelik tam hücum esnasında ama hemen arkasındaki askerler bile görmüyor. Çok ilginç değil mi?

    Peki genel komutan Liman Von Sanders’in paşaya verdiği saat bugün Anıtkabir’de sergilenirken paşanın hayatını kurtardığı ve Sanders Paşa’ya hediye verdim dediği bu saat şimdi nerede?

    Bu konuda Yavuz Bahadıroğlu şöyle söylüyor;

    “Liman von Sanders Mustafa Kemal Bey’in kendisine hediye ettiği bu paramparça saati neden saklamamış acaba?.. Hâlbuki askerler savaş hatıralarına meraklı olurlar, en küçük bir objeyi bile kaybetmezler… Neyse: Ortada “delil” olmadığına göre, bu sadece bir “iddia”dır. Tarih iddialar üzerinden değil, belgeler üzerinden yazılır.”

    Bir rivayet der ki; Liman Von Sanders’in sonraki senelerde Almanya’da yaşadığı eve bir hırsız girdi içinde bu paramparça ve hurda olan saat dahil her şeyi çaldı. Başka bir rivayet ise Sanders’in ölümünden sonra çocukları paşanın nesi var nesi yok her şeyi ve tabi ki bu parça parça olmuş hurda saati de satar. “artık böyle bir saati kim alırsa?” neyse, her ne oldu ise oldu ama netice itibari ile bugün bu saat ortada yok ve bu saat hikayesini de sadece

    Mustafa Kemal aktarır.

    Mustafa kemal Paşa’nın kullandığı kürdan, peçete, tabak, kaşık, çorap, kibrit gibi binlerce çer çöp parçanın bile müzelerde sergilenmesine rağmen bu köstekli saat gibi hayati öneme sahip bir eşyanın dünyada hiçbir yerde olmaması sadece hikayesinin olması ne kadar manidar değil mi?

Bir cevap yazın